Devasa Sütunları Yaptıran Kas Kuvveti miydi, Yoksa Kolektif Bir Rüya mı: GÖBEKLİTEPE
Demirin ve yazının henüz var olmadığı bir dünyada, devasa sütunları ayağa kaldıran güç kas kuvveti miydi, yoksa kolektif bir rüya mı? Medeniyet tarihi söz konusu olduğunda şüphesi anadolu coğrafyasının önemini sanat tarihi, arkeoloji tarihi gibi değerlerin ya bu topraklardan çıkmış ya da bu topraklardan yayılmış olmasından görürüz.
Peki ağaç kovuklarını, mağaraları kendilerine ev yapan avcı toplayıcı bir medeniyet 6 metre yüksekliğinde 1 otomobil ağırlığında t şekillerini neden ve nasıl yapmışlardı? Günümüze ulaşan aletleri çoğunluğunun taş olduğundan bu devre taş devri denmiş. Anadolu da taş demekse sadece ayağının altındaki yer değil, devrin tarihinin nereden geldiğini bizlere anlatır.
Sürekli göç eden insanlar sığınmak için mağaraları kullanırken şüphesiz ilk mücadelelerinden birini de hayvanlara karşı yapmış oldu. Bunu t sütunlara işlenen leopar ve çeşitli hayvanlardan anlarız. Antalya'daki karain mağarası ve istanbul yarımburgaz mağarasından da alınan örneklerden çıkan sonuca göre insanların vahşi hayvan ve açlıkla baş edebilirken doğa olaylarından korktukları yönünde. İnsan acziyetini belki ilk kez kanıksayarak fark ediyordu.
İnsanlar ayı, güneşi, yıldızları incelediler ve cevap aradılar. Hakikatle bağ kurma arzusu ise onları kutsal alan inşa etmeye itti. Kayalara kazınan esrarengiz işaretler, devasa tapınaklar ve sırlarla dolu mezarlar onların bir cevap aradıklarını gösteriyor. Cevaplarını ise dicle ve fırat nehrinin sardığı bereketli hilal olarak anılan bölgede kurulan insanoğlunun ilk dini ritüellerinin izleri olan göbeklitepeye sakladılar. Bilinen taş çağı uygarlıklarından öncesinde kurulmuş yani piramitlerden bile çok çok öncesi. Bu yapıları t şeklinde yaptılar ve üzerlerinde dönem insanlarının yetenekli olduğunu gösteren birbirinden farklı tekniklerde işlenmiş motifler işlediler.
Bilim insanları böyle bir yapıyı yapmak için daha öncesinde tecrübe edilmiş olması gerektiğini savunuyor. İnanç ihtiyacı da tam burada insanın kafasında hep bir arayış olduğunu insanlara düşündürüyor. Göbeklitepe ile arkeolojik bulgular bakıldığında atalar kültünden ekinoks kültürünün sonucu mu bölgeyi önemli kılıyordu sorusu de beraberinde geliyor. Atalar kültü düşüncesini atalar ruhunun yaşayanlara yakın olduğunu gösterir ki bölgede bulunan kafataslarının birbirine yakınlığı bize bunu gösterir.
Bunun için hep karanlık olan mağaralar belli frekanstaki sesler gibi yöntemlerin var olduğu bilinir. Bizim tarihimizde atalar kültü örneğini altay dağlarında yapılan ataları yad edilmek üzere gidilip ritüel yapılmasından anlamlaştırılabilir. Peki avcı toplayıcı insanlar neden yaptıkları mabedi terk etti? Bu soruya kesin bir yanıt verilmese de insanın nereye giderse gitsin arayışını da beraberinde götürdüğünü bizlere bir kez daha göstermiş oldu.



