Hissiz yaşama ne denir?
Yaşadığımız değil, hissettiğimiz mühim. Demiş Saadettin Ökten. Bir yıldır ben yazdım, sizler
okudunuz. Fikirler şekillendi, bazen eksildi bazen eklendi; ancak hepsinde birinin
hissettiklerini içine aldı ve en sonunda bir yılın sonuna doğru gelindi. Geriye dönüp
baktığımda her yıl dert olarak görüp de içinde bambaşka bir ders olan olaylar
deneyimliyoruz. “Dert birdir; söylenirsen iki olur.” demiş Fethi Gemuhluoğlu. Sizlere benim de
yeni öğrenmiş olduğum bir bilgiden bahsederek yazı konusunu ‘kırılan yerden çiçeklenmek’
üzerinden açıklamak istiyorum. Çam ağaçları gibi dört mevsim yeşil kalan ağaçlar
budandığında, kendilerini toparlamaları çok güç olurmuş, hatta bazen oldukları gibi
kalırlarmış. Oysa yaprak döken mevsimlik ağaçların kendini yenileme hızı çok daha
yüksekmiş, aynı biz insanlar gibi. Kırıldığımız veya kırdığımız yerden toparlanmayı
bildiğimizde, eskisinden çok daha sağlıklı bir düşünce yapısıyla yolumuza devam ediyoruz.
‘Okyanus kadar derdi olan değil dersi olan’ yazımda da atıfta bulunmuş olduğum dersi alanın
hikayesi kalıcıdır metaforuydu. Bugün kendimize nefes aldığımızı hissettirecek bir mola
verelim istiyorum. Unutmayalım ki herkes kendi hayatını ilk kez yaşıyor. Önce kendimize,
sonra bir başkasına yüklenmeden önce durup soralım: Ne hissediyoruz ve karşı tarafa ne
hissettiriyoruz? Yine Profesör Ökten’in zarif tespitiyle noktayı koyalım: “Hissettiğiniz kadar
varsınız.”


