UYGULAMADA KONKORDATONUN REDDİ SEBEPLERİ

Kayıt Tarihi: 17.11.2025 10:36 - Son Güncelleme: 20.04.2026 13:03
YAZI
A

Son dönemde ülke ve küresel ekonomideki olumsuzlukların tezahürü sonucu gerek ülke genelinde gerekse Konya özelinde konkordato başvurularında hatırı sayılır bir artış yaşandığı gözlemlenmektedir. Bu artış şüphesiz özellikle konkordato talep eden firmalardan alacaklı olan şirketleri olumsuz etkilemekte ve zincirleme etki ile piyasadaki dengeleri bozmaktadır. Her ne kadar piyasalarda konkordato talep eden bazı firmalar hakkında kötü niyete dair birtakım hikayeler anlatılagelse de dürüst firmalar açısından konkordato, arzu edilmeyen bir “son çare” den başka bir anlam taşımamaktadır. Bu imkân sayesinde dürüst borçlular, firmalarını ayakta tutarak alacaklılarına iflaslarına nazaran daha fazla ödeme yapabilmeyi amaçlarlar. Alacaklılar ise her ne kadar alacaklarına sözleştikleri şartlarda kavuşamayacak olsalar da borçlunun iflasına nazaran daha olumlu bir netice elde ederler. Bu açıdan bakıldığında her iki taraf açısından da konkordato “çok kötünün biraz iyisi” olarak değerlendirilebilir.

Konkordato; borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesiyle karşı karşıya kalan şirketlerin, alacaklılarıyla kontrollü bir şekilde yeni bir ödeme düzeni oluşturmasını sağlayan, yargısal denetim altında yürüyen bir cebrî anlaşma süreci olarak ifade edilebilir. Firmaları konkordatoya götüren sebepler arasında yalnızca finansmana erişimde yaşanan daralma değil, aynı zamanda tedarik zincirlerindeki kırılmalar, sektör bazlı talep daralmaları ve şirket bilançolarının hızla bozulması gibi çok yönlü ekonomik sebepler yer alabilir. Son dönemde ülke ve küresel ekonomideki olumsuzlukların tezahürü sonucu gerek ülke genelinde gerekse Konya özelinde konkordato başvurularında hatırı sayılır bir artış yaşandığı gözlemlenmektedir. Bu artış şüphesiz özellikle konkordato talep eden firmalardan alacaklı olan şirketleri olumsuz etkilemekte ve zincirleme etki ile piyasadaki dengeleri bozmaktadır.

Her ne kadar piyasalarda konkordato talep eden bazı firmalar hakkında kötü niyete dair birtakım hikayeler anlatılagelse de dürüst firmalar açısından konkordato, arzu edilmeyen bir “son çare” den başka bir anlam taşımamaktadır. Bu imkân sayesinde dürüst borçlular, firmalarını ayakta tutarak alacaklılarına iflaslarına nazaran daha fazla ödeme yapabilmeyi amaçlarlar. Alacaklılar ise her ne kadar alacaklarına sözleştikleri şartlarda kavuşamayacak olsalar da borçlunun iflasına nazaran daha olumlu bir netice elde ederler. Bu açıdan bakıldığında her iki taraf açısından da konkordato “çok kötünün biraz iyisi” olarak değerlendirilebilir. Konkordato süreci, hem borçlu şirketin faaliyetlerine devam edebilmesi hem de alacaklıların alacaklarını makul ölçüde tahsil edebilmesi bakımından bir denge noktasıdır. Bu nedenle mahkemeler tasdik aşamasında incelemeyi son derece titiz yürütmekte; hem borçlunun gerçek ödeme gücünü hem de alacaklıların menfaatlerinin korunup korunmadığını detaylı şekilde değerlendirmektedir. Uygulamada kimi projeler, şekli olarak tamamlanmış görünse de içerdiği eksiklikler, finansal gerçeklikten uzak varsayımlar veya alacaklılar arasında eşitsizlik yaratan düzenlemeler sebebiyle tasdik edilmemektedir. Bu yazımızda, sürecin önemine binaen mahkemelerin konkordato taleplerini hangi somut hallerde reddettiğine ilişkin uygulamadan örnekleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları ele alacağız.

KONKORDATO HANGİ HALLERDE TASDİK EDİLMEZ? UYGULAMADAN ÖRNEKLER.. BORÇ VE ALACAK KALEMLERİNİN GERÇEĞE AYKIRI GÖSTERİLMESİ Konkordato projelerinin tasdik edilmemesine yol açan sorunlardan birisi, borç ve alacak kalemlerinin gerçeğe uygun şekilde ortaya konulmamasıdır. Uygulamada borçlu şirketler zaman zaman bağlı ortaklıklara, grup içi şirketlere veya yakın kişilere gerçekte olmayan ticari ilişkiler üzerinden alacak yazabilmekte; yine bazı önemli borç kalemlerini projeden tamamen dışlayarak olduğundan daha sağlam bir bilanço görünümü yaratmaya çalışabilmektedir. Bu tür tablo manipülasyonları komiser tarafından yapılan defter incelemeleri, bilirkişi marifetiyle yaptırılacak stok sayımları ve banka hareketleri üzerinden tespit edilebilir. Mahkemeler de finansal verilerle uyumsuzluğu gördüğünde, projenin güvenilirliğinin ortadan kalktığını kabul ederek tasdiki reddetmektedir.

ŞİRKET YÖNETİMİNİN ŞEFFAF DAVRANMAMASI VE BİLGİ AKIŞINDAKİ SORUNLAR

Konkordato sürecinin en hassas aşamalarından biri, borçlu şirket yönetiminin komiser, mahkeme ve alacaklılara karşı tam şeffaflık içinde hareket etmesidir. Ancak uygulamada borçlu şirketlerin önemli bir kısmı; stok kayıtlarını tam olarak paylaşmamak, banka hareketlerini eksik sunmak, bağlı şirketlerle yapılan işlemleri açıklamamak veya mühlet sürecinde gerçekleşen bazı ticari işlemleri gizlemek gibi davranışlarla sürecin güvenilirliğini zedeler. Komiser raporlarında “talep edilen belgeler eksik sunulmuştur” , “şirket yönetimi bilgi vermekte isteksizdir” , “defter kayıtları ile fiilî durum arasında uyumsuzluk vardır” şeklindeki tespitler yer aldığında, mahkemeler bunu konkordato projesinin sağlıklı şekilde yürütülmediğinin işareti olarak görebilmektedir. Şeffaflığın sağlanmadığı bir dosyada, şirketin gerçek ödeme gücü ve sürdürülebilirlik potansiyeli objektif biçimde değerlendirilemeyeceği için tasdik ihtimali ciddi ölçüde düşer. Hatta bazı durumlarda bu tutum, borçlunun iyiniyetli olmadığı kanaatini güçlendirerek sürecin tamamen sona ermesine yol açabilir.

MALVARLIĞININ KASITLI OLARAK AZALTILMASI VE MUVAZAALI İŞLEMLER

Konkordato sürecinde borçlu şirketin malvarlığını azaltıcı veya muvazaalı işlemlere başvurması, tasdikin reddedilmesine yol açan en ciddi durumlardan biridir. Uygulamada bazı borçlular, mühlet talebi öncesinde ya da mühlet süresince gayrimenkulleri yakın akrabalarına veya tedarikçilerine devretmek, değerli stokları veya demirbaşları elden çıkarmak veya şirket varlıklarını bağlı şirketler üzerinden dolaylı şekilde saklamak gibi davranışlar sergileyebilmektedir. Mahkemeler ve komiserler bu tür işlemleri titizlikle inceler; özellikle işlemlerin konkordatonun amaç ve ruhuna aykırı, alacaklıların korunmasını zedeleyici olduğu tespit edilirse, tasdik kararı verilmez. Çünkü konkordato, borçluyu ve alacaklıları geçici olarak koruyan bir mekanizma olmanın ötesinde, şirketin varlık bütünlüğünü koruyacak bir denetim aracıdır. Malvarlığının kasıtlı olarak azaltılması veya gizlenmesi, alacaklıların eşitliği ilkesine aykırı davranılması sürecin iyiniyetle yürütülmediğinin en somut göstergesi olarak kabul edilir ve şartlar oluşmuşsa iflas yolunu gündeme getirebilir.

 

MÜHLET İÇİNDE FİRMANIN ZARAR ETMEYE DEVAM ETMESİ

Konkordato sürecinde mahkemelerin ilk dikkat ettiği göstergelerden biri, borçlu şirketin mühlet içinde faaliyetlerini nasıl yönettiğidir. Konkordato tedbirlerinden yararlandıkları dönemde faaliyetleri nedeniyle zarar eden şirketlerin konkordato projelerinin başarıya ulaşmasının mmkn olmadığı yönünde yorum yapılması kuvvetle muhtemeldir. Zira konkordatonun amacı, borçluyu geçici olarak korurken şirketi sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmaktır; zarar döngüsünün devam etmesi hâlinde konkordato artık bir “iyileştirme” aracı olmaktan çıkar ve mahkeme, alacaklıların menfaatini korumak adına tasdiki reddedebilir, hatta ağır durumlarda borçlunun malvarlığını korumak adına firmanın iflasına karar verebilir. Nitekim buna dair pek çok ret kararı da mevcuttur.

KONKORDATO ALACAKLILARDAN FAİZSİZ KREDİ TEMİNİ YOLU DEĞİLDİR! NAKİT AKIŞIYLA UYUMSUZ ÖDEME PLANLARI, YETERSİZ KAYNAKLAR VE FİNANSAL FİZİBİLİTE EKSİKLİĞİ

Bir diğer sık görülen ret sebebi, hazırlanan ödeme takviminin borçlunun gerçek nakit akışıyla örtüşmemesidir. Uygulamada birçok projede borçlu, birkaç ay sonra yüksek miktarlarda ödeme taahhüdünde bulunmakta; ancak aynı projenin nakit akış tablosu incelendiğinde bu tutarları karşılayacak bir gelir akışı veya finansman kaynağı bulunmadığı görülmektedir. Komiser raporlarında sıkça karşılaşılan bu durum karşısında mahkemeler “konkordato ve revize projelerinde gösterilen kaynakların yeterli ve inandırıcı durumda bulunmadığı, işletmenin öngörlen nakit girişi kaynağı yönnden ekonomik şartlar karşısında yeterli olmadığı” gerekçesiyle tasdik talebini reddedebilmektedir. Bazı borçlu firmalar, faaliyet hacmi düşmüş olsa da projede hâlâ yüksek ciro ve kârlılık öngörerek bir iyimserlik tablosu çizmeye çalışmaktadırlar. Bu tür varsayımlar fiilî verilerle desteklenmediğinde yine tasdik ihtimali düşer. Dolayısıyla konkordatonun başarısı açısından ödeme planı; finansal kaynaklar, mevcut üretim kapasitesi, satış trendleri ve piyasa koşullarıyla birebir uyumlu olmak zorundadır.

 

BELİRSİZ GELİRLER VE ŞÜPHELİ TAHSİLATLAR

Konkordato projelerinde sıkça karşılaşılan bir diğer sorun, plana dayanak olarak gösterilen gelirlerin belirsiz veya gerçekleşme ihtimali düşük olmasıdır. Özellikle çekişmeli alacaklar çoğu zaman tahsil edilebilme riski yüksek kalemlerdir. Keza, sermaye artırımı ön görülmüşse, ortakların hangi finansal kaynaklarla sermaye borçlarını ifa edeceklerinin de izahı gerekir. Uygulamada bazı borçlular, planlarını belirsiz alacakların tahsili üzerine kurmakta ve alacaklılara yüksek oranlı ödemeleri bu gelirlerin gerçekleşeceğine dayandırmaktadır. Bu tür alacaklara komiserin ve mahkemenin itibar etmemesi yüksek bir ihtimaldir. Bu nedenle konkordato sürecinde gelir ön görüleri somut, geçmiş performansa ve güvenilir sözleşme/hesap belgelerine dayandırılmalı, gerçekleşme ihtimali düşük kaynaklar asla ana ödeme kaynağı olarak gösterilmemelidir.

 

KONKORDATO PROJESİNDE FAİZ ÖNGÖRÜLMEMESİ

Öncelikle konkordato projelerinde asıl alacağa faiz yürütülmesi gibi bir zorunluk teorik olarak yoktur. Zira borçlular pek çok projede asıl alacağı bile kısmen ödemeyi teklif etmektedirler. Asıl alacağı ödeyemeyen bir firmanın faiz ödemesini beklemek aşırı iyimserlik gibi görünebilir. Buna karşın mahkemeler, borçluların konkordatoyu alacaklılar üzerinden faizsiz kredi yolu olarak kullanmamalarını sağlamak için, projede öngörülmese bile faiz ödenmesine hükmedebilmektedirler. Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/521 E., 2024/1052 K. Sayılı kararında; faizsiz ödeme teklifinin tamamen alacaklıların zararına, borçlunun yararına olacak şekilde dengesizlik oluşturacağı, faiz olmaksızın sunulan projeyi gerçekleştirebilme şansı bulunmayan şirketin faiz öngörlmesi halinde ise projeyi gerçekleştirmesinin imkansız hale geleceği, dolayısıyla projenin ve konkordato talebinin kabul edilebilir olmadığı gerekçesiyle konkordatonun tasdiki taleplerinin reddine karar vermiştir. Karar Yargıtay 6. HD. Tarafından 6. HD., E. 2025/1017 K. 2025/1739 T. 29.4.2025 sayılı kararla onanmıştır.

 

MÜHLET İÇİNDE TİCARİ FAALİYETLERİN YAVAŞLAMASI VEYA DURMASI, PERSONEL ÇALIŞTIRILMAMASI

Mahkemeler faaliyetini sürdürme iradesi bulunmayan veya konkordatoyu yalnızca finansman aracı hâline getiren şirketlerin planlarını tasdik etmeme yönünde eğilim göstermektedir. Bu nedenle borçlu şirketin mühlet sürecinde gerçek bir işletme faaliyeti yürüttüğünü ve konkordatonun amacına uygun hareket ettiğini somut verilerle ortaya koyması büyük önem taşır. Verilen mühlet içinde nakit girdisi olmayan ve personel çalıştırmayan bir şirketin tasdik tasdik talebinin reddi ile şirketin iflasına dair Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/626 E., 2024/670 K. Sayılı kararı, Yargıtay 6. HD., E. 2025/627 K. 2025/1195 T. 24.3.2025 sayılı kararıyla onanmıştır.

 

ETİKETLER: