Biz, biz olamadıktan sonra....
Bu ülkede artık kimse gerçekten gülmüyor. Gülmek mecburiyet oldu. Sanki mutsuzluk yasak, dert anlatmak ayıp, açlık ise sadece istatistiklerde kalan bir kelime.
Sofralar küçüldü ama vitrinler büyüdü. İnsanlar doymuyor ama marka giymeye çalışıyor. Gerçek marka değil, çakma… Ama uzaktan bakınca idare ediyor. Çünkü bu memlekette artık karnın tok olması değil, dışarıdan tok görünmen önemli.
Açlık var ama yok sayılıyor. Sefalet var ama filtreleniyor. İnsanlar açım demiyor, “idare ediyoruz” diyor. Çünkü aç olduğunu söylersen aciz, yoksul olduğunu kabul edersen suçlu sayılıyorsun.
O yüzden herkes rol yapıyor. Yüzler gülüyor ama gözler boş. Herkes mutluymuş gibi, herkes yolundaymış gibi. Bu sahte neşe hali bir tercih değil, hayatta kalma yöntemi.
Yasal olan yetmiyor kimseye. Hakkınla beklemek, sıraya girmek, sabretmek artık aptallık sayılıyor. İnsanlar adalete değil, aracıya güveniyor.
Bir tanıdık, bir “abi”, bir kapı arkası umut. Kaçak olan meşru, meşru olan yavaş. Ve kimse utanmıyor. Çünkü bu düzen utanmayı cezalandırıyor, kurnazlığı ödüllendiriyor.
Anne babaya saygı çoktan aşındı. Nasihat tahammül edilemez bir baskı sayılıyor. Söz dinlemek geri kalmışlık, edep zayıflık gibi gösteriliyor.
Büyükler susuyor, çocuklar hüküm veriyor. Anne baba yol göstermeye korkuyor; sınır koyarsa sevgisiz, karışmazsa modern sayılıyor. Sonra ortaya yönsüz, öfkeli, her şeye hakkı olduğunu sanan ama hiçbir sorumluluğu kabul etmeyen çocuklar çıkıyor.
Çocuklar erken yaşta özgür bırakılmadı; erken yaşta yalnız bırakıldı. Özgürlük diye sunulan şey, aslında ilgisizlikti. Kontrolsüzlükle büyüyen nesillere sonra “niye böyle oldunuz” diye soruyoruz. Oysa cevap ortada: Biz sustuk, biz saldık, biz vazgeçtik.
Ve bugün gelinen noktada herkes bir şeylerin yanlış gittiğini biliyor. Herkes hissediyor, herkes görüyor. Ama kimse konuşmuyor. Çünkü doğruları söylemek pahalı, susmak daha ucuz.
Bu ülkede artık en büyük lüks şey ne biliyor musunuz? Dürüst olmak. Çünkü burada açlık gizlenir, sefalet süslenir, saygısızlık normalleşir, çürüme makyajlanır. Ve biz buna “hayat devam ediyor” deriz.
Ama gerçek şu:
Bu düzen böyle devam etmiyor, çürüyor.
Ve en acısı da şu…
Herkes bunun farkında, ama herkes sanki başkasının başına geliyormuş gibi izliyor.


