İnsanında, gıdanın da, sahtesini gördüm. Daha ne görebilirim?
İhsanın sahtesini görür ve bilirsin... Birkaç kez sohbet ettin mi sahte mi gerçek mi ortaya çıkar. Peki insanın sahtesini bile bilirken, içimizden geçen diğer sahtelere ne
diyeceksiniz?
Savcının, polisin, gazetecinin sahte-lerini de gördük. O kadar çok sahte dolanırken pisayada tükettiğimiz gıdalarda orjinal aramakta sahte...
İnsan gıdadan daha ucuz. Günlük tükettiğimiz ürünlerin telafisi belki var! ama insanın telafisi yok. İçin içinizi yer bir süre sonra üzeri kabuk bağlar. Bağlarınızı toparırsınız. Unutmaz sınız bilki ama unutmuş gibi yaparsınız. Su şekilde sahteliği bile kendimiz yaratırız. Unutmuş ve kurtulmuş gibi yaparak...
Boşverin insanı... Asıl meseleye gelelim. Köfte alıyorsun domuz eti çıkıyor. Bal alacaksın arı yapmamış, etliekmek yiyorsun, et yerine sakatat kullanılmış. Kafa, mide, bağırsak hepsi var içinde... Sınır yok sahte gıda da.
Bir de, kimyacılar var hayatımızda. O kadar okul okumuşlar ama yaptıkları şampuan bile sahte. Kullandığımız kullan at kolonyalı mendiller bile sahte... Sahteleri bu kadar pahalı iken orjinallerinin ne kadar olacağını düşünemiyorum bile...
Çok para kazanma hırsı mı? emek verme tembelliği mi? insanları sahte üretmeye teşvik ediyor. Onu da anlamış değilim. Bu kadar sahteliğin ardından yapılacak olan tek şey sahte bir köşe yazısı olurdu sanırım...
O zaman sahte bir köşe yazısı deneyelim... Bakalım sahtecilikte ne kadar iyiyim. İnsanım (sahte) kibirliyim (sahte) oruç tutarım (sahte) hiç bir vakit namazını geçirmem (sahte) Hiç alkol almam (sahte) kötü alışkanlığım yok (sahte)
Bu şehir de sahte. Siyasette sahte, kimliklerimiz, becerilerimiz, varlıklarımız hepsi sahte... Toplumun tamamında sahtecilik olunca düzelmeye gerek yok. Herkes sahte ve düzgün bir arayış içinde değil. İmamın sahtesini bile görmüş biri olarak, erkeklerin, kadınların yada bu varlıkların ürettikleri ürünlerin doğruluğunu da çok önemsemiyorum.
Çıkmaz bir sokak içinde kaybolur mu? insan... kaybolur. Abdestsiz namaz kıl kabul olur, günaha gir af dile affolur. Bu ne biçim bir düşünce anlamıyorum. Zorlamaya gerek var mı billmiyorum ama bu kadar sahtenin arasında dürüst olma sahteliğini kabul etmiyorum.
Konya içinde bir gezintiye çıkmaya ne dersiniz! çıkalım isterim. Bazılarının yüzüne söyleyemediğim ama içimde de uhde kalacağına yazmak gibi bir meziyetimi kullanarak cevap vermek istiyorum. Bugün çok büyük (kendince) makam sahibi abilerime sesleneyim önce. Sizler yok olup gireceksiniz ve ben gazeteciliği yapmaya devam edeceğim... Bu kibiriniz niye? Ölecek siniz? Bugün yaşadığınız bu krallık sizlere kalma-yacak. Baki değilsiniz. Neyin havası bu?
Bir de böyle kraldan çok kralcılar var. Abi sürekli yazmıyorsun arada bir yazıyorsun seni takip ediyoruz diyenler. (Valla yalan) Ben sevmediğim insanlara senin yerin burası değil, daha büyük mevki ve makamlara gitmelisin. (Bakan olmalısın, milletvekili olmalısın, başkan olmalısın) derim. Bulunduğu yeri terk etsin o makamlara zaten gelemezler. Bu nedenle de yok olup giderler.
Kralcılar!... Krallarınızın önüne geçme gayretinizin aslında hırstan olduğunu biliyorum. Hırs insanı yok eder. Sizler işinizi yapın. Bu işi çok iyi yapıyorsunuz gibi tesellilerle kendinizi teselli edin. Sizin iyi yaptığınızı siz söylemeyin insanlar görür ve size çok iyi olduğunuzu söyleyerler... Kendinizi övmeyin. En iyi baklavayı ben yaparım. Ama ben daha iyi baklava yapanları biliyorum. En iyisi sen değilsin. Bunun gibi, en iyi gazeteci sen değilsin. En iyi emlakçıda sen değilsin. İyinin iyisi mutlaka vardır. Var olmaya da devam edecek.
Oh be... Rahatladım. Bunları kim üzerine alınırsa alsın artık. Umrumda değil. Yüz yüze otururken söyleyemediklerim di bunlar. Arkanızdan da konuşmak istemediğimdendi bunlar.
Ümit Yaşar Oğuzcan ‘Sahibini Arayan Mektuplar” kitabında 7’inci mektubunda okumuştum...
“Burası büyük şehir, günahkar şehri, o vurdumduymaz, o deli dolu şehir. ben bu şehirde sensiz yaşayamam. bir gün kanıma girer şu kalabalık, şu caddeler, şu tıklım tıklım gazinolar. burası şarkılar şehri, resim gibi kadınlar, kadın gibi erkekler şehri. ben bu şehirde yaşayamam.
DİPNOT (BİTİŞİK YAZILIR)
Seninde Allah Belenı verecek!
Bi sus artık.
Dinlemiyorum.
Duymuyorum.
Görmüyorum...


