Bu yazı da sen varsın! Okumalısın?
Ölüp ölüp diriliyoruz… Nasıl bir ülke de yaşıyoruz anlamadım! Son bir hafta da iki vatandaş öldü, selası verildi, yıkandı, musalla taşına yatırıldı ve ses verdi. (DİRİLDİ) Hastaneye varmadan yeniden öldü.
Sen öl, sonra vazgeçtim de diril, yine vazgeç öl… Demezler mi adama ölmeyi bile beceremedin diye! 'Ölemezsin sürün inşallah gibi bir beddua almış olasılıkları yüksek…'
Hem bu ülkede, köpekler, kediler öldürülüyor, poşetlere konulup çöpe atılıyor. Bunu yapanlar insan, vicdan sahibi dediğimiz, selam verdiğimiz bizlerden birileri. Alınlarında yazmıyor ki, bu kişi hayvan düşmanı, kedileri, köpekleri öldürüyor diye… Nasıl tanıyacağız bu tipleri…
Sonra insanlar öldürülüyor. İnsanın kafasını kesecek kadar canileşen kişiler aramızda dolaşıyor. Bu aralar yürek mi yediler ne bazıları polislere saldırıyor.
Polis görevi başında silahla vuruluyor. Vuran genç, ölen genç… Vuranın geçmişi karanlık. Hasta… Sonra, yardıma gelen polisi bıçaklayan oldu. Polis sana yardıma gelmiş, hastasın tedaviye ihtiyacın var bırak da senin iyileşmen için yardımcı olsun.
Başka biri… Sosyal medyadan polise meydan okuyan teke tek dövüşelim diyen ve sonrasında polisi arkadan bıçaklayan sözde delikanlı. Nereye gidiyoruz sorusunu soruyoruz kendime…
Birde göz ardı edilen, normalleşen bir durum var. Adamlar eşini öldürüyor. Bizler izliyoruz. Karısını çocuklarını öldürüp bir de intihar ediyor. Valla bu ülkede kadın olmak da erkek olmak da zor iş. Kim kime tım tıma…
Güler misin? Ağlar mısın? Gıda denetimi yapılıyor, köfte de et yok, dondurma da süt yok, bal da arı yok… Ne oluyor? Daha ne görebiliriz derken, Bursa da dedesini katleden 16 yaşındaki torunla tanışıyoruz. Acaba suç basının mı? Bunları yazmasak, ortalık güllük gülistanlık olur mu? Yaşanmamış taklidi yapalım. Ama basın yazmasa sosyal medya yazıyor. Kontrol elden giriyor.
Lokanta da yemek yiyoruz. Eğlence var. Müzik yapıyor gençler. Kahkahalar ortalığı yıkıyor. İnsanları izliyorsun. O arada dev ekran açık. Haberler var. Ve İsrail’in bombaladığı Filistin’deki hastanenin bahçesinde çadırlarda yanan insanların görüntüsü. Kimsenin umurunda bile değil. O sahneyi görenlerde var. Buraya kadar yazılanları hepimiz okuyor veya izliyoruz internette, gazetede, televizyon ekranlarında.
SORUNUN TEMELİNDE ŞEYTAN VAR!
Bir insanın nasıl şeytan olduğunu anlatan bir hikaye anlatacağım... Baktığınız da insan gibi görünebilir. Ama değil! İnancı yok, aslında inanç çokta önemli değil.
Yapmadığını bırakmaz sonra da ben bir şey yapmadım ki der işin içinden çıkar… Allah yokluğunu göstermesin. İyi ki var dediğimiz bu iki ayaklı insan görünümlü şeytanlar bizlere yaşattıkları tecrübeler ile geleceğe daha sağlam adımlar atmamızı sağlıyorlar.
Bu iki ayaklı şeytanın tanımını yapacak olursak.
İnananlar için (Bismillahirrahmanirrahim) diyerek başlamak gerekir. Musallat olmasın diye felak nas okumak gerekir. Karşınıza çıkarsa bu şeytan mutlaka bildiğiniz ne varsa okuyun. İnancınız yoksa okumak yerine ritüeller yaparak kendinizi koruma altına alın. Tütsüleyin kendinizi…
Bu şeytanı nasıl tanırsınız? Bu iki ayaklı insan görünümlü şeytanın hiçbir işi rast gitmez. Sürekli bunalım takılır. İnat uğruna yapar her şeyi, bir şeyi yapma dersiniz o yapar. Yap derseniz yapmaz. Sonra sürekli yanındakilere saldırır.
Hiçbir konuda açıklama yapmaz. Hep kendi bildiğini okur. Yaşadıkları olumsuzluklardan bir de dert yanar.
Bu şeytanın anlaştığı:
Yani musallat olduğu kişi de aynı kendisine benzer. Yediği bir çikolatadan mıdır, bilinmez ama kendisine bağlamıştır. (bağlanmıştır) Sonuç itibarıyla çok mutlu olmasalar da şeytan gibi yaşamaya devam ederler.
Daha çok uzun yazacaktım. Ama beni sıkıştırıyor. Yazma yeter der gibi beynimin içinde. Utandı.


