NEREYE GİDİYORUZ
Konya’yı çok seviyorum. İçindeki insanları, oynadıkları oyunları, gizlemeye çalıştıkları ve açığa çıkınca yüzlerinin kızarmadığını görmeyi çok seviyorum.
Kendimi çok seviyorum. Dik duruşlu olmamı, yaptıklarımın herkes tarafından bilindiğini, saklama gereği duymadığım yönümü seviyorum. Konya’da olup, Konyalı gibi olmadığım yönümü seviyorum.
GÜNDEM ÇOK SIK DEĞİŞİYOR. NEYİ KONUŞALIM?
Bakanlar mangal partisi yapmış! İnsanlar açlıktan kırılmış. Faizler sabit tutulmuş. Ve daha birçok konu olması lazım. Konu konuyu açar. Ben bu ülkeyi seviyorum. Çok sık gündem değişiyor bu ülkede. Sabah konuştuğumuzu akşam unutuyoruz. Farklı birçok konuyu gündem yapıyoruz. Ya da yaptırıyorlar. Rakı’nın litresini 140 liraya indirecek olan muhalefetten tutunda, her gün bir kaleme zam yapan iktidara… (Benzin, doğalgaz, elektrik, vergi vb) Ekmeğe zam yapmıyor. Suya zam yapmıyor.
İnsan merkezli bir siyasette yok, insan merkezli bir politikada. CHP kendi içinde liderlik savaşı veriyor. Şimdiden başkaldıran ben Cumhurbaşkanı olacağım diye ortaya çıkan ve çıkmaya çalışan isimler… İyi Parti, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi…
Yazacağımız o kadar çok şey var ki, yazamamanın verdiği saldırgan tutumlarımızı frenlemeye çalışıyoruz. Gencecik görevi başındaki polisimizi şehit eden suç makinasını mı konuşalım, çocuklarımızı öldürenleri mi? Uyuşturucu baronlarını mı, mültecileri mi konuşalım… Konuşacak o kadar çok konu var ki, günlük bir kitap çıkabilir.
Konya Valisi değişti onu mu konuşalım? Emniyet Müdürümüz birkaç ay sonra emekli olup gidecek onun yerine gelecek ismi mi konuşalım? Neyi konuşalım? Bu ülkede toplumun bu kadar gergin olduğu gündemi mi konuşalım.
ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLÜYOR
Siyonist İsrail’in Filistin’de çocuk, kadın, yaşlı demeden katliamlar yaptığını ve buna dünyanın sessiz kaldığını mı konuşalım? Arakan da Müslümanların katledildiğini mi konuşalım?
Ülkemizde Yahudi ve Hristiyanlara ait onlarca cemaat dururken, Müslüman cemaatlerimi konuşalım? Atatürk bugün yaşasaydı ne olurdu? diye mi sorgulayalım!
İnancımızı sorgulayalım!? Kendi değerlerimizi sorgulayalım!. Özümüzü kaybettiğimizi sorgulayalım. Firavun olmaktan çıkalım. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığından çıkalım. İnsanlığımızdan değil. Sokak hayvanlarına sahip çıkalım. İki ayaklı şeytanlardan kurtulalım ve şeytan olmayalım.
Bugün ne yaptığımızı sorgulayalım. Ne yapacağımızı planlayalım. Birilerini üzerken aldığımız vebalin hesabını nasıl vereceğimizi sorgulayalım.
90’lı yıllara dönüyoruz gibi geliyor. Tasvip etmediğim ama kontrolden çıkarsa yaşanacak gibi gördüğüm sokak olaylarının yaklaştığını görüyorum. Hırsızlık, gasp, cinayetler gibi birçok olayın çoğalacağını hissediyorum. Bunların önüne geçmek için gayret sarf edelim.
Biraz Mevlana, biraz Hacı Bektaş biraz da Yunus Emre olalım. Özümüze dönelim. Kimsenin hakkına gasp yapmayalım. Maddi anlamda değil. Manevi anlamda da gasp yapmayalım…
BENİM BAKIŞ ACIM
Benim yirmili yaşlarda oynadığım bir oyun vardı. Sanki ölümsüzlüğü keşfetmiş, hiç yaşlanmayacağımı düşünürdüm. Bir ambulansın siren sesinde, içerisindeki can umurumda bile olmazdı. Duyarsız, kibirli, egoist ve bir o kadar da vurdum duymaz olan ben…
Halen öyleyim desem yeridir. 40’lı yaşlarda da aynı oyunu oynamaya devam ediyorum. Oyun değişmedi oyuncuda aynı. Yönetmen değişti, senaryo değişti. Bu arada, arada bir hayatıma figüranlar girdi. Benim biçtiğim rolleri oynadılar. Oynamayanları filmin ilk çeyreğinde öldürdüm.
Benim dünyam, benim filmim. Sonunu bildiğim ama bir türlü bitiremediğim bir film. Baştan sona ben olan bir film. Doğru bildiğim, inandığım değerleri yaşattığım bir film. Filmin kaçıncı bölümü bilmiyorum ama en azından devam eden bir film…


