Koruma kararı varmış ama koruyamadık...

Kayıt Tarihi: 17.11.2025 09:34 - Son Güncelleme: 03.04.2026 15:14
YAZI
A

Bu ülkenin en ağır utançlarından biri, her sabah haber bültenlerinin soğuk yüzünde karşımıza dikiliyor: bir kadın daha öldürüldü.

Adı değişiyor, memleketi değişiyor… ama senaryo hep aynı. Ve artık hepimiz, kahrolarak aynı cümleyi kuruyoruz: “Uzaklaştırma kararı vardı.”

Evet, çoğu kadın öldürülmeden önce devlete “Beni koruyun.” diye başvuruyor. Bir imzayla verilen o kâğıt, çoğu zaman bir kadının eline tutuşturulan son belge oluyor. Ama o belge, bir kurşunu durduramıyor, bir bıçağı geri çeviremiyor, bir erkeğin öfkesini frenleyemiyor.

Son yıllarda özellikle boşanma aşamasındaki erkeklerin, “Aile elden gidiyor.” paniğiyle, “Ben olmazsam kimseye yar olmasın.” cehennemiyle cinayet işlediğini görüyoruz. Uzaklaştırma kararı, kadını koruması gerekirken, kimi zaman erkeğin gözünde “Artık kaybedecek bir şeyim yok.” düşüncesini tetikliyor.

Ve işte o noktada, en karanlık tablo büyüyor. Cezalar ağırlaştı, ama sonuç beklenenden farklı oldu… Kadın cinayetlerine verilen cezaların artırılması hepimizin yıllardır talebiydi. Ama bir gerçek daha var ki gözümüzü kaçırdıkça büyüyor: Son dönemde kadını öldürüp ardından intihar eden erkeklerin sayısı belirgin şekilde arttı.

Bunun adı korkaklık mı, vicdanın geç gelen sancısı mı, yoksa ağır cezaların “Kaçacak yerim kalmadı.” psikolojisini tetiklemesi mi?

Tartışılır.
Ama ortadaki gerçek acı:
Bu insanlar ceza almamak için ölmeyi bile göze alıyorsa, biz çok daha derin bir yangının içindeyiz demektir.

Bir erkek hem eşini hem kendini öldürüyorsa, bu artık sadece bir adli vaka değildir. Bu, aile kurumu çatırdıyor, sosyal yapı çöküyor, kimse tehlikeyi zamanında görmüyor demektir.

Aileyi bir arada tutacak sistemler kurulmadan hiçbir ceza tek başına çözüm değil

Bu ülkede aile dediğin şey bir duvar değil; ufak bir sarsıntıda bile yıkılabilen ince bir denge.

Bir evde şiddet varsa, bağırışlar varsa, korku varsa o ev zaten çoktan dağılmıştır; sadece kağıt üzerinde sürüyordur. Ama devletin yapması gereken şey sadece uzaklaştırma kararı vermek ya da ceza artırmak değildir.

Aileyi bir arada tutan, krizi daha başındayken gören, erken müdahale eden bir sistem şart.

Zorunlu aile danışmanlığı
Boşanma sürecinde psikolojik destek
Öfke kontrolü programları
Risk analizi yapan profesyonel ekipler
Kadını sadece “kurtarmak” üzerine değil, erkeği de “patlamadan önce” tedavi etmek üzerine kurulu bir yapı…

Çünkü bazı felaketler, yaşanmadan önce görülürse önlenebilir. Biz ise çoğu zaman sadece sonuçla uğraşıyoruz. Kadın öldükten sonra haber yapıyoruz, erkek intihar ettikten sonra tartışıyoruz, çocuklar ortada kaldıktan sonra aklımız başımıza geliyor.

Bir kadın öldüğünde sadece bir can kaybetmiyoruz. Bir yuvanın ışığı sönüyor, bir çocuğun dünyası kararıyor, bir toplum biraz daha çürüyor. Ve biz hâlâ “Neden?” diye soruyoruz. Cevabı belli:

Kadını yaşarken koruyamadığımız için.
Erkeğin öfkesine zamanında müdahale edemediğimiz için.
Aileyi ayakta tutacak gerçek sistemleri kuramadığımız için.

Cezalar elbette ağır olmalı…

Ama bir ülke, sadece cezayla değil; adaletle, bilinçle ve önlemle ayakta kalır.

ETİKETLER:

Fatih ERSOY

Fatih ERSOY

Yazarın Diğer Yazıları