Ölüsünü, dirisini!

Kayıt Tarihi: 25.06.2025 08:30 - Son Güncelleme: 03.04.2026 15:15
YAZI
A

Ölüyü beğeniyoruz… İyi ki öldü. “Başımız Sağ olsun, Allah tahsilatını affetsin” gibi cümleler kurmak yerine neredeyse “kurtulduk” diye yazmadığımız kalıyor.

Hangi ara bu duruma geldik? Niye ölüyü beğenir olduk? Düğünleri de beğeniyoruz. Güzel oynayan kadınları, güzel içli şarkı söyleyen papağanı. Annesi yoğun bakımda iken selfi yapıp, “Anam yoğun bakımda” diye yazanları da gördük. Takla atmış aracın içinde “bize ne oldu” diye hayıflanan gençleri de…

Sosyal medya, hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Sabah uyandığımızda ilk iş telefonumuza sarılıp bildirimleri kontrol ediyoruz, gün içinde defalarca paylaşımlar yapıyor, beğeniler topluyor, yorumlar bekliyoruz. Öyle ki, “sosyal medya kanımıza girdi” derken abartmıyoruz; bu platformlar adeta bir bağımlılık gibi bizi ele geçirdi.

Peki, bu nereye varacak? Açık saçık paylaşımlarla bedenlerimizi ifşa ettiğimiz, mahremiyetimizi hiçe saydığımız bu yolculuğun sonu ne olacak? Görünen o ki, sosyal medyayı faydalı bir şekilde kullananların sayısı giderek azalıyor.

Bir zamanlar iletişim kurmak, bilgi paylaşmak için kullanılan sosyal medya, artık bir gösteri sahnesine dönüştü. Kullanıcılar, daha fazla beğeni ve takipçi peşinde koşarken özel hayatlarını gözler önüne seriyor.

Özellikle açık saçık paylaşımlar, bu platformların dikkat çeken unsurlarından biri haline geldi. Kendi bedenlerimizi ifşa etmek, sanki bir statü sembolüymüş gibi normalleşti. Gençler, anlık zevk ve popülerlik uğruna bu tür içerikleri paylaşırken, uzun vadeli sonuçlarını pek düşünmüyor.

İşin kötüsü, bu paylaşımlar bir kez internete düştüğünde, geri dönüşü olmuyor. İleride bir iş başvurusunda ya da sosyal ilişkilerde bu içeriklerin önümüze çıkma ihtimali, kimseyi durdurmuyor gibi görünüyor.

Sosyal medya, sadece açık paylaşımlarla değil, yarattığı bağımlılıkla da kanımıza işliyor. Gün içinde defalarca hesaplarımızı kontrol ediyor, bir bildirimin ya da beğeninin peşine düşüyoruz. Bu, gerçek hayattaki ilişkilerimizi zayıflatıyor, üretkenliğimizi baltalıyor. Öyle ki, birçoğumuz için sosyal medya, bir “zorunluluk” gibi hissediliyor.

Ancak bu bağlılığın bedeli ağır: mahremiyetimiz. Facebook gibi dev platformlar, konumumuzu, beğenilerimizi , tercihlerimizi takip ederek bize özel reklamlar sunuyor. Verilerimiz üçüncü şahıslarla paylaşılıyor, gizliliğimiz ise yok oluyor. Kullanıcılar olarak çoğumuz, bu verilerin nasıl kullanıldığından bile haberdar değiliz.

Bu gidişatın sonu belirsiz, ama iyimser olmak zor. Sosyal medya, toplumsal ilerlemeyi bile sekteye uğratabilir. Gerçek hayattaki sorunlara odaklanmak yerine, sanal dünyada kayboluyoruz. Toplumsal sorunların çözümü gecikiyor, ilişkiler yüzeyselleşiyor.

Açık içerik furyası ise mahremiyet kavramını tamamen ortadan kaldırabilir. Eğer böyle devam ederse, bireyler olarak kendimizi birer “dijital ürün” haline getirebiliriz – sürekli izlenen, değerlendirilen ve tüketime sunulan varlıklar.


Sosyal medya, hem bir nimet hem de bir lanet. Onu nasıl kullandığımız, sonumuzu belirleyecek. Şimdilik, açık saçık paylaşımlarla bedenlerimizi ifşa etmeye, beğenilerle mutluluk aramaya devam ediyoruz. Ama unutmayalım: Bu sanal dünya, gerçek hayatın yerini aldığında, geriye dönüp baktığımızda pişmanlık duymak istemeyiz. Sosyal medya kanımıza girdi, evet – ama bu kanı temizlemek, bizim elimizde.

ETİKETLER:

Fatih ERSOY

Fatih ERSOY

Yazarın Diğer Yazıları