“KEŞKE”

Kayıt Tarihi: 23.06.2025 09:45 - Son Güncelleme: 03.04.2026 16:59
YAZI
A

Türkiye, bir yanda içindeki bitmek bilmeyen kutuplaşmalarla boğuşurken, diğer yanda küresel bir kaosun eşiğinde savruluyor.

Üçüncü dünya savaşının ayak sesleri duyulurken, bizler hâlâ toplu taşımada türbanlı bir kadına “Ülkeden defol git” diye bağıranlarla, açık giyinen bir kadının varlığını sorgulayanların kavgasını izliyoruz.

Üniversite sınavına yetişemeyen gençlerin hayalleri, her 30 metrede bir radar cezasıyla delik deşik edilen ülke bütçesinin gölgesinde sönüyor. Ne ara bu hale geldik diye sormak istesek de, sanki hiçbir zaman gerçekten “iyi” bir günümüz olmadı.

Yıllardır bu topraklarda türban tartışılıyor, inançlar ve kılık kıyafet üzerinden insanlar yargılanıyor. Birbirine tahammül edemeyen bir toplumun öfkesi, siyasetçilerin elinde bir sopaya dönüşmüş durumda. Güzel ülkemizin güzel insanları, kaosu besleyen bu düzene farkında olmadan hizmet ediyor.

Siyasetçiler ise adeta 50 yıl geriye gitmemiz için ellerinden geleni yapıyor. Bir yanda “SİHA’lara ne gerek var?” diye soranlar, diğer yanda savunma sanayinin hayati önemini görmezden gelenler… Oysa İsrail-İran gerilimi, bir ülkenin kendi savunmasını inşa etmesinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

İsrail, ABD’nin gölgesinde bir maşa gibi hareket ederken, İran’ı kışkırtarak başlayan çatışmalar, küresel güçlerin kirli oyunlarını ifşa etti. ABD, bir yandan İsrail’e destek verip İran’ı bombalarken, diğer yandan İsrail’i yıpratarak kendi çıkarlarına hizmet ediyor gibi görünüyor.

İran, son 10 yıldır ekonomik bir savaşın pençesinde hayatta kalmaya çalışırken, şimdi de fiili bir savaşın içine çekildi. Türkiye’de ise birçok insan, İran’a karşı sessiz bir sempati beslemeye başladı; belki de ortak bir “mağduriyet” hissinin yansıması olarak.

İsrail’in hedef tahtasında şimdi Türkiye varmış gibi görünüyor. Suriye’nin bir kısmını işgal ederek Türkiye’ye komşu olan İsrail, şimdi İran’ın bazı bölgelerini ele geçirerek iki ülke üzerinden Türkiye’yle sınır komşusu olma yolunda ilerliyor.

Bu senaryo, “Bir sonraki hedef Türkiye” tezini güçlendiriyor. Küresel satranç tahtasında Türkiye’nin konumu, savunma sanayine yapılan yatırımların ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Peki, biz ne yapıyoruz? Hâlâ birbirimizi inançlarımız, kıyafetlerimiz, yaşam tarzlarımız üzerinden yargılamanın peşindeyiz. Geri kalmışlık zincirini kırmanın yolu, bu anlamsız tartışmaları bir kenara bırakmaktan geçiyor.

Toplum olarak birleşmezsek, ne içerdeki kaosu durdurabiliriz ne de dışarıdan gelen tehditlere karşı durabiliriz. Türkiye, potansiyeli yüksek bir ülke; ama bu potansiyeli, ancak birbirimize tahammül etmeyi öğrenirsek ve ortak bir hedefe kilitlenirsek realize edebiliriz.

Siyasetçilerin kaos çıkarma hevesine, toplumun öfke sarmalına ve küresel güçlerin oyunlarına karşı tek çare, akıl ve birlik. Savunma sanayine, eğitime, bilime yatırım yaparak; türbanlısıyla, açık saçığıyla, her inançtan ve yaşam tarzından insanıyla bir arada durarak bu güzel ülkeyi hak ettiği yere taşıyabiliriz. Aksi takdirde, sadece tarih kitaplarında “Keşke” ile başlayan cümlelerin konusu oluruz.

 

ETİKETLER:

Fatih ERSOY

Fatih ERSOY

Yazarın Diğer Yazıları