Su canavarları ve para kazanma hırsı
“Ben söylemiştim” Sivil Toplum Kuruluşları her fırsatta dile getirmişti demek istemiyorum. Yada çiftçinin para kazanma hırsı bugünlere getirdi Konya’yı.
Yıllardır uzmanlar, çiftçiler, bilim insanları ve çevreciler, Konya Ovası’nda suyun alarm verdiğini haykırıyor. Özellikle mısır ve ayçiçeği gibi su canavarı ürünlerin ekimi, yer altı su kaynaklarını hızla tüketiyor. Peki, bu noktaya nasıl geldik? Suçlu kim?
Konya Ovası, tarımsal üretimde Türkiye’nin lokomotifi olsa da, su kaynaklarının sınırlı olduğu bir bölge. Yıllık yağış miktarı düşük, yer altı suları ise plansız ve aşırı kullanımla her geçen yıl daha derine çekiliyor.
Uzmanlar, mısır ve ayçiçeği gibi yüksek su tüketen ürünlerin ekiminin durdurulması gerektiğini yıllardır dile getiriyor. Ancak bu uyarılar, çoğu zaman kulak ardı edildi. Çiftçiler, kısa vadeli kâr hırsıyla, suyun geleceğini düşünmeden bu ürünlere yöneldi.
Devlet politikaları ise bu yanlış yönelimi durduracak net adımlar atamadı. Desteklemeler, sulama altyapısındaki eksiklikler ve bilinçsiz tarım uygulamaları, krizi derinleştirdi.Bugün Konya çiftçisi, tarlasını sulayacak su bulamamanın çaresizliğiyle veryansın ediyor.
Ancak bu veryansın, biraz da kendimize dönüp bakmayı gerektiriyor. Evet, çiftçi suçlu mu? Kısmen. Ama bu, hikayenin sadece bir parçası. Çiftçi, çoğu zaman bilgi eksikliği, ekonomik baskılar ve yanlış yönlendirmelerle bu ürünleri ekmeye devam etti.
Peki, ya devletin tarım politikaları? Yeterli denetim, eğitim ve yönlendirme sağlandı mı? Alternatif ürünlere geçiş için gerekli destekler sunuldu mu? Sorular çoğalıyor, cevaplar ise yetersiz.
Su kaynaklarının tükenmesi, sadece çiftçinin değil, hepimizin sorunu. Konya Ovası’nda su biterse, bu sadece tarımı değil, gıda güvenliğimizi, ekonomimizi ve hatta sosyal yapımızı etkileyecek. Çözüm, suçlu aramaktan çok, ortak akılla hareket etmekte yatıyor.
Öncelikle, mısır ve ayçiçeği gibi su tüketimi yüksek ürünlerin ekimi acilen sınırlandırılmalı. Yerine, nohut, mercimek gibi daha az su isteyen, bölgeye uygun ürünler teşvik edilmeli.
Devlet, bu geçiş sürecinde çiftçiye maddi ve teknik destek sağlamalı. Sulama altyapısı modernize edilmeli, damlama sulama gibi verimli yöntemler yaygınlaştırılmalı. En önemlisi, çiftçi bilinçlendirilmeli; çünkü bilgiye erişim, değişimin anahtarı.
Konya’nın susuzluk çığlığı, hepimize bir uyarı. Su, sınırsız bir kaynak değil. Eğer bugün harekete geçmezsek, yarın çok geç olabilir. Çiftçi, devlet, bilim insanları ve toplum olarak el ele vermeli, bu krizi fırsata çevirmeliyiz.
Konya Ovası, bereketini ancak akılcı ve sürdürülebilir tarım politikalarıyla koruyabilir. Suçlu aramak yerine, çözümün parçası olalım. Çünkü su biterse, bereket de biter.Sözün özü: Konya’nın susuzluk krizi, hepimizin aynası. Şimdi, bu aynaya bakıp doğruyu yapma zamanı.


