Yaz gasteci yaz, beni de yaz
Yolda, sokakta, bir çay ocağında ya da bir program çıkışında yanıma gelip aynı cümleyi kuran çok insan var: “Beni de yaz gazeteci…”
Bu yazı işte o arkadaşlar için yazıldı. Önce bir gerçeği söyleyeyim. Kibir…
İnsanı içten içe kemiren bir duygudur. İnsan fark etmese bile yavaş yavaş tüketir. Maalesef bende de biraz var. Ama benim kibrim; kendini olduğundan büyük zannedenlere karşıdır. Bunu da herkes bilsin isterim. Çünkü yıllardır insan tanıyorum.
Kimin iki yüzlü olduğunu, kimin karakterli olduğunu, kimin sadece koltuğundan güç aldığını az çok anlayabiliyorum.
Garip olan şu…
Kibirli olanlar, çoğu zaman başkalarına kibirli diyor. İki yüzlü olanlar ahlak dersi veriyor. Haset olanlar ise başarıdan bahsediyor. Benim tek özelliğim ne biliyor musunuz? Haset olmamak. Haset, dünyanın en büyük hastalıklarından biridir. Doktorların tedavi edemediği, psikologların çoğu zaman teşhis bile koyamadığı bir hastalık. İnsan içten içe yanar…
Başkasının başarısını gördükçe huzursuz olur. Bu hastalığın ilacı reçetelerde yazmaz.
Bazen insanın kendi nefsiyle verdiği mücadelede saklıdır, bazen de halkın deyimiyle bir hocaya gidip okunup üflenmekte… Şimdi gelin başka bir şey konuşalım. Hayatta zor olanı seçmek gerekir. Koşmak gerekir. Direnmek gerekir. Olmayacağını bilseniz bile peşinden gitmek gerekir. Çünkü yarın bir gün dönüp “kaçtı gitti” demektense;
“Ben mücadele ettim ama olmadı” diyebilmek insanı daha az pişman eder.
Ben gazeteciliğe başladığım yılları çok iyi hatırlıyorum. O dönemin milletvekillerinin çoğunun adını bugün kimse hatırlamıyor. Bir zamanların güçlü belediye başkanlarının bile bir kısmı artık hafızalarda yok. Ama ben hâlâ buradayım. Otuz yıldır bu şehrin sokaklarında gazetecilik yapıyorum. Ve ömrüm oldukça da yapmaya devam edeceğim.
Bu şehir bana çok şey öğretti. Bugün çok popüler olan birçok insanın yarın esamesi bile okunmayacak. O yüzden diyorum ki… Kibiri biraz kenara bırakın. Çünkü bugün sahip olduğunuz şeyleri yarın mumla arayabilirsiniz.
Gelelim şehrin gündemine… Son dönemlerde Konya Büyükşehir Belediyesi’nin özellikle sosyal belediyecilik alanında attığı adımlar dikkat çekiyor. Evlenecek gençlere verilen destekler, askere gidecek gençlere sağlanan katkılar, üniversite ve lise öğrencilerine yönelik projeler…
Bunlar “insana dokunan” yatırımlardır. Farklı şehirlerdeki gazeteci arkadaşlarımla konuştuğumda bile bu çalışmaların konuşulduğunu duyuyorum. Bu da yapılan işlerin yalnızca Konya’da değil, Türkiye genelinde dikkat çektiğini gösteriyor.
Bir parantez de Konya Valisi İbrahim Akın için açmak gerekiyor…
Devlet yöneticiliğinde bazen bir tebessüm bile çok şey anlatır. Güler yüzlü olmak, halkın arasında olmak, vatandaşla göz hizasında konuşmak… Bunlar küçük gibi görünür ama hafızalarda yer eden şeylerdir. Bugün sokağa çıkıp “Konya Valisi kim?” diye sorsanız, birçok vatandaşın ismini doğrudan söyleyebileceğine inanıyorum. Bu da bir yöneticinin halkla kurduğu bağın göstergesidir.
Ben bu şehri seviyorum.
Kendimi sevdiğim kadar olmasa da bu şehri seviyorum. Çünkü bu şehirde güzel işler yapılıyor. Ve yapılmaya da devam edecek. Ama yazıyı bitirmeden önce şunu da söylemeden geçemeyeceğim… Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada dolaşan bir paylaşım gördüm.
Halkın arasında çekilmiş gibi sunulan bir görüntü…
Altında şu yazıyordu: “Bu adam Konya için büyük bir değer.” O görüntünün tamamen kurgudan ibaret olduğunu biliyorum. İşte tam da yazının başında söylediğim şey burada ortaya çıkıyor.
Kibir…
Ego…
İnsan bazen kendi reklamını yaparken bile bunun farkına varmıyor. Ve unutmayın… Bu şehir çok insan gördü. Çok isim geldi geçti. Ama samimiyet kalıcıdır, kibir değil.


